Görme Biçimleri



modi di vedere de derler adıma  

kabak, patlıcan ve biber kızartması kokularıyla kıl heybesini doldurmuş ikindi rüzgarlarında çocuk olmak, bizim büyük kötülüğümüzden henüz nasibini almamış olmaktı. yılankavi, daracık sokaklarda, arnavutkaldırımı taşlarının üstünde seke seke koşturmak, eşiklerde oturan ninelerin buruşuk yüzlerinden taşan nurda yıkanmak, bisikletli ve havalı abilerin peşinden gıpta, ümit, ümitsizlik ve biraz da hasetle seyirtmek, eski evlerin yorgun ama namuslu ve gümrah bahçelerinden erik ve kayısı aşırmak da öyle.

gün gelir hepsi yitip gider. nereye bilinmez pek. bilmek de istenmez belki. herşey ölür günü gelende ve her ölüm erken ölümdür şairin dediğince. sessizliğin yorganına sarınarak erken ölümlerin ayazında donmaktan kurtulduğumuzu sanırız, güzel avuntudur. sözcükler her ne kadar masum suç ortaklarımızsa da, sessizliğe bürünüp susku’nun görkemli hazırlığına girişerek erken ölümleri aslında daha da erkene çekiyor olmak da bizim rolümüze düşen trajedi sahnesidir. ah, hep bir mağduriyet hissi, bir yenilmişlik duygusu –işte budur ölümün kendisi, ölümün erkeni. ama olsun, yine de, bir rüyadan ardakalan, ondan daha fazlasıdır. şiir, evet, belki evde yoktur kapısı tekrar çalındığında, ama kapıyı tekrar kim çalmak ister ki zaten!

biz diyorum ya, bu “biz”in içinde bir lhasa de sela da vardır. iyi ki vardır, iyi ki olmuştur. hayatı yüzümüze gözümüze bulaştırmanın suçluluk, yetersizlik duygusu ve inatçı, süreğen şaşkınlığına ilaçtır lhasa’ların varlığı. hayatın evinde kendimizi kafeste hissetmemizi bir an için olsun unutmamızı ve aslında böyle değil, aslında bu kafesi kırıp parçalamamızı sağlayan şeylerdendir lhasa’ların notalardan kanat sesleri. ali şeriati’nin sözünü azıcık eğip bükersek, ihtişam lhasa’ların şarkılarında söylediklerinde değil, şarkı söylemelerinin kendisindedir. turgutuyarca “adın bir güzelliğe yakışır elbet yakışır” diyebilmemizdedir onlara, belki o şarkıları söyleyemese de söylemek isteyen kendimize dönerek.

eski evler, yorgun bahçeler, eşikte oturan ninelerin buruşuk suratları, kızartma kokuları ve bisikletli abilerin tekerlek izleri çoktan yitip gitmiş olsa da, masumiyetin gölgesi halâ duruyordur biryerlerde. iş ki arayalımdır. iş ki şarkılar, bazı şarkılar elimizden tutsundur bir ana şefkatiyle.

lhasa “meu amor meu amor” diyor. sözcüklerle notaları ve onların tümüyle kalbimizi ayırdedemediğimizi görüyoruz biz de.

street-photography-london kullanıcısından yeniden bloglandı
küçük bir plakçı dükkanına girdim. hovhaness’in “op. 27 çello konçertosu”nu aldım onca plağın, cd’nin arasında. ilk kez gördüğüm bir meyveden iki tane isteyecektim, hemencecik vazgeçtim. oracıkta soyup tadına bakamadıktan sonra anlamı yoktu. tay mutfağı iğrenç kokular salıyordu. “sorry”ler havada uçuşuyor, birbirlerine hafifçe ve gülümseyerek değiyorlardı. yetmişiki dil birbirine karışıyor, dünyanın en ruh okşayıcı diline dönüşüyordu. yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. yorulmadım.
hiçbir abus, menfur, menhus, mel’un surat yoktu duvarlarda. tv’lerde öyle sesler yoktu. gazetelere zaten bakmadım bile.
duvarlar, sokaklar, evler tertemizdi. geçmiş hikâyeler beni ilgilendirmiyordu o an. hovhaness cd’si bulmam ilgilendiriyordu. kelebeklenmiş sorry’ler ilgilendiriyordu. oralarda yürürken, vitrinlere bakarken, güneşin ılık tadını çıkarırken ortadoğu’nun hayatı cehenneme çeviren uğursuz geriliğinin nedenleri ve sonuçları ile hayatımı zehir etmek zorunda olmamaklığım ilgilendiriyordu.
gene gideceğim ve dönmek gibi ölümcül bir hata yapmayacağım bu kez.
(hafif abi’nin notu)
street-photography-london:

'More than ever before' 
by Ronya Galka

küçük bir plakçı dükkanına girdim. hovhaness’in “op. 27 çello konçertosu”nu aldım onca plağın, cd’nin arasında. ilk kez gördüğüm bir meyveden iki tane isteyecektim, hemencecik vazgeçtim. oracıkta soyup tadına bakamadıktan sonra anlamı yoktu. tay mutfağı iğrenç kokular salıyordu. “sorry”ler havada uçuşuyor, birbirlerine hafifçe ve gülümseyerek değiyorlardı. yetmişiki dil birbirine karışıyor, dünyanın en ruh okşayıcı diline dönüşüyordu. yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. yorulmadım.

hiçbir abus, menfur, menhus, mel’un surat yoktu duvarlarda. tv’lerde öyle sesler yoktu. gazetelere zaten bakmadım bile.

duvarlar, sokaklar, evler tertemizdi. geçmiş hikâyeler beni ilgilendirmiyordu o an. hovhaness cd’si bulmam ilgilendiriyordu. kelebeklenmiş sorry’ler ilgilendiriyordu. oralarda yürürken, vitrinlere bakarken, güneşin ılık tadını çıkarırken ortadoğu’nun hayatı cehenneme çeviren uğursuz geriliğinin nedenleri ve sonuçları ile hayatımı zehir etmek zorunda olmamaklığım ilgilendiriyordu.

gene gideceğim ve dönmek gibi ölümcül bir hata yapmayacağım bu kez.

(hafif abi’nin notu)

street-photography-london:

'More than ever before' 

by Ronya Galka

scissorsandthread kullanıcısından yeniden bloglandı
devletlerin, paranın, sınırların, sınıfların, özel mülkiyetin, ölümcül güdülerin değil, yalnızca renk renk reçellerin, marmelatların ve hayat sevincinin olduğu bir yeryüzü…
cennet, imkansız bir aşk mıdır gerçekten? yırtılamaz mı bu “yazgı” parodisinin çirkin yüzü?
yoksa sadece zamanlamamız mı kötü? çok mu erken geldik? yoksa bunun hayalinin bile kurulamayacağı distopik bir dünyaya çoktan adımlarımızı atmış halde miyiz?
olsun, hayali bile güzel. hayalini kurabiliyorsak halâ yaşıyoruz demektir.
(hafif abi’nin notu)

devletlerin, paranın, sınırların, sınıfların, özel mülkiyetin, ölümcül güdülerin değil, yalnızca renk renk reçellerin, marmelatların ve hayat sevincinin olduğu bir yeryüzü…

cennet, imkansız bir aşk mıdır gerçekten? yırtılamaz mı bu “yazgı” parodisinin çirkin yüzü?

yoksa sadece zamanlamamız mı kötü? çok mu erken geldik? yoksa bunun hayalinin bile kurulamayacağı distopik bir dünyaya çoktan adımlarımızı atmış halde miyiz?

olsun, hayali bile güzel. hayalini kurabiliyorsak halâ yaşıyoruz demektir.

(hafif abi’nin notu)

(Kaynak: scissorsandthread, loveliegreenie gönderdi)

wasbella102 kullanıcısından yeniden bloglandı

her allah’ın günü sabah gözümü açtığım andan başlayıp gece kapayıncaya kadar küfretmekten bıkıp usandım. zıchayım böyle hayatın, böyle ortadoğu’nun içine.
(hafif abi’nin dizginsiz isyanı ve imkansız nisyanı)
Dunbar over to The Bass Rock, Scotland

her allah’ın günü sabah gözümü açtığım andan başlayıp gece kapayıncaya kadar küfretmekten bıkıp usandım. zıchayım böyle hayatın, böyle ortadoğu’nun içine.

(hafif abi’nin dizginsiz isyanı ve imkansız nisyanı)

Dunbar over to The Bass Rock, Scotland

(Kaynak: wasbella102, inmortalciel gönderdi)

öylecene.
öyle.

öylecene.

öyle.

günün şarkısı… daha önce de yayımlamıştım galiba ama nema problema :)

(*) müzik: vinicio capossela, “abbandonato (los ejes de mi carreta)”, rebetiko gymnastas.

drpajchiwo kullanıcısından yeniden bloglandı
neşeli çığlıklar, cıvıltılı şarkılar havada asılı kalmıştır. çocuklar büyümüşlerdir. sesleri büyümemiştir.
(hafif abi’nin notu)
drpajchiwo:

kids@play (lomo)

neşeli çığlıklar, cıvıltılı şarkılar havada asılı kalmıştır. çocuklar büyümüşlerdir. sesleri büyümemiştir.

(hafif abi’nin notu)

drpajchiwo:

kids@play (lomo)

(goodmemory gönderdi)

airows kullanıcısından yeniden bloglandı
birazdan patlayacak.
ne?
bilmiyorum. ama birazdan patlayacak.
samuel beckett benden bir fincan kahve isteyecek o zaman işte.
belki başka birkaç yazar daha.
bense ıslanmayı tercih edeceğim tepeden tırnağa. kalbimin korkudan küt küt atmasını. pantolonumu fazlaca sıkıştıran kemerin tokasına yıldırım isabet etmesini.
(hafif abi’nin notu)

birazdan patlayacak.

ne?

bilmiyorum. ama birazdan patlayacak.

samuel beckett benden bir fincan kahve isteyecek o zaman işte.

belki başka birkaç yazar daha.

bense ıslanmayı tercih edeceğim tepeden tırnağa. kalbimin korkudan küt küt atmasını. pantolonumu fazlaca sıkıştıran kemerin tokasına yıldırım isabet etmesini.

(hafif abi’nin notu)

(Kaynak: airows, loveservatory gönderdi)

ihavenfngs kullanıcısından yeniden bloglandı
günün şiiri.*
(*) şiirin yalnızca kelimelerle yazılmadığını bilmeyeniniz yoktur sanırım.
(hafif abi’nin notu)

günün şiiri.*

(*) şiirin yalnızca kelimelerle yazılmadığını bilmeyeniniz yoktur sanırım.

(hafif abi’nin notu)

(Kaynak: ihavenfngs, feedthecrows gönderdi)

browndresswithwhitedots kullanıcısından yeniden bloglandı
birkaç kahve çekirdeği, yırtılıp atılacakken bundan vazgeçilmiş bir mektup, daha hayat beni nelere nelere bekliyorken alınmış bir okul rozeti, bir de çürümeye yüz tutmuş bir elma var içinde. dokunduğunda parmak uçlarımı hissedeceksin. kalbimin tıp tıp atışını da hapsettim dip kenara. gözyaşı yok, kurumuşlardı çok önceden.
(hafif abi’nin notu)

birkaç kahve çekirdeği, yırtılıp atılacakken bundan vazgeçilmiş bir mektup, daha hayat beni nelere nelere bekliyorken alınmış bir okul rozeti, bir de çürümeye yüz tutmuş bir elma var içinde. dokunduğunda parmak uçlarımı hissedeceksin. kalbimin tıp tıp atışını da hapsettim dip kenara. gözyaşı yok, kurumuşlardı çok önceden.

(hafif abi’nin notu)

(Kaynak: browndresswithwhitedots, artpropelled gönderdi)